Emre Şan’la 3D animasyona nasıl başladığını, başlamak isteyenlerin ne yapmaları gerektiğini, Türkiye’deki 3D sektörünü ve bu sektörün içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendirdiğini konuştuk. Emre San, sinema ve televizyonlar için jenerikler, görsel efektler,özel çalısmalar ve reklam filmleri hazırlıyor. Usta sanatçı sorularımı büyük bir içtenlikle yanıtladı.

…………………………..………………………………………………………………………………………………………………………………………………..

-Bilgisayarla ve şu andaki mesleğinizle tanışma maceranız nasıldı diye başlayalım isterseniz…

1996 senesinde bir arkadaşım bana DOS işletim sistemi üzerinde çalışan 3D Studio Release 2 programını getirdi (14 HD disketti yanılmıyorsam) ben o zaman animasyona meraklıydım, fakat nasıl yapılabileceğini yeni yeni araştırıyordum ve bu programı öğrenebilmek için günde 15-18 saat bilgisayar başında kalmaya ve çözmek için uğraşmaya başlamıştım. Çözdükçe daha zevkli geldi ve mesleğimin temelleri ilk orada atıldı.

- Türkiye’nin nadir yetiştirdiği çok az sayıdaki 3D Efekt sanatçılarından birisiniz. İletişim bölümü mezunusunuz. Türkiye’de İletişim mezunu olanlar genellikle senaristlik, yönetmenlik gibi alanları seçmek istiyor. Siz neden bu bölümleri değil de, 3D Efekt Animasyon alanını seçtiniz? Sizi bu alana yönelten en önemli faktör neydi?

Mezun olduğum meslek lisesi (Maçka Endüstri Meslek Lisesi Grafik Tasarım) dışında tahsilimin
hiç bir kısmı mesleğime faydalı olmadı. Ben de liseden beri kafayı taktığım şeyi yapmaya devam ettim. Seneler sonra gördüm ki, ne mezunu olduğunuz değil, ne yaptığınız önemli bu sektörde. Mühendislik değil ki CV’mde yazan üniversite ismine göre kariyerimi belirlesinler? Her kariyer noktası bir önceki yeri referans alarak yükseltiyor sizi. Türkiye’de bu eğitimin alınabileceği sadece tek okul var; o da Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Animasyon bölümü. Ben de tercihimi iş yaparak, yaparken öğrenerek bilgimi geliştirmeyi seçtim. Bugün ise Anadolu Üniversitesinde verdiğim seminerlerde de öğrencilere eğitimlerini devam ettirirken bir yandan da piyasaya hazır olmaları için kendilerini geliştirmeleri gerektiğini hatırlatıyorum.

  • Söz buraya gelmişken, bu mesleğe yönelmek isteyen adayların en çok dikkat etmesi gereken noktalar neler sizce?

Teknolojinin hızına kapılmamak lazım. Her gün çıkan yeni yazılımlar, pluginler, yeni teknikler insanı kolayca sarhoş edebilir ve dikkat dağıtabilir. Sektörün ihtiyaçları bellidir. Bunu karşılayabilmek için her alanda mükemmel seviyede bilgi sahibi olamazsınız. Uzmanlaşmak ve branşınıza uygun alanda iyi derecede bilgi sahibi olmak için tarzınızı ve bu tarza uygun en iyi anlatım aracını seçerek bu işle başlamalısınız. Etraf her konuda %10 bilgisi oldugu için çıkardığı işin kalitesi %10’u geçmeyen arkadaşlarla dolu. İşin başında olan
arkadaşlar için 3D animasyon ve compositing konusunda araştırma yapıp bu kavramların alt kategorilerini inceleyerek uzmanlaşacağı alanı seçmelerini tavsiye ederim.

  • Türkiye’de yetişmiş ve şu sıralar Prag’a da gidip gelen biri olarak, Türkiye’de sinema ve 3D sektörünün gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz? Avrupa ile kıyaslandığında ne gibi
    eksiklikler var?

İşimin durumuna, İstanbul’daki yoğunluğuma bağlı olarak Prag daki şirketimle ilgili işler için birkaç
aylığına orada bulunuyorum. Ama genel olarak ikametim ve islerimin %80’i Istanbul’da. Her memlekette
oldugu gibi bizim sinema sektörümüz şu an için deneme aşamasında. Görsel efekt içeren yapımların çoğalması için bazı denemeler yapılıyor ve kimi başarılı, kimi de başarısız oluyor. Yatırımcıların ellerini ceplerine atıp atmamak konusunda cesaret kazanacakları bu kısım, diğer ülkelerdeki gibi zaman alacaktır; ama sonunda sektörün ihtiyacı olan arz talep dengesi kazanılana kadar sürecektir. Çünkü sinema için görsel efekt üretimi, reklam ve TV gibi sektörlerden daha başka bir kültür. Çözünürlük meselesi değil sadece olay. Film üzerinde çalısmak için bilinmesi ve deneyim kazanılması gereken pek çok sey var. Avrupa ve Amerika’nın bizden tek farkı o kültür konusunda deneyimli olmaları ve o süreci onlarca yıl önce asmış olmalarıdır. Yoksa yetenek ve insan gücü bakımından hiçbir eksiğimiz yoktur. Yetişmiş insan bulmakta zorlanıyoruz sadece, ama o da zamanla aşılacak ve sinemada görsel efektin kullanımı, paralel olarak 3D’nin
kullanıldığı diger alanlardaki başarı oranımız artacaktır. Eksiklerin farkında olan birisi olarak üniversitelerde  verdiğim, veriyor olduğum ve vereceğim ücretsiz seminerlerin sebebi de budur. Şimdiden öğrencilerin sektörde olmaları gerektikleri yeri, bu işin zorluklarını, kendilerini doğru bir şekilde nasıl eğiteceklerini aşılayabilirsem,bundan 5 sene sonra kafasının içinde kariyerini şekillendirmiş ne yapmak istediğini çok iyi bilen ve çok iyi uygulayan genç beyinler ile bu sektörel kıskacı aşacagımızı umut ediyorum.

  • Avrupa’ya göre sinema ve 3D sektörüne Türkiye’de sizce yeterli destek veriliyor mu?

Destek paradır, destek eğitimdir. Bu ikisi de bizde gıdım gıdım gidiyor. Biz malesef bu sektörün terminolojisini yaratan toplum değiliz ve dünyayı yabancı dil üzerinden takip etmek zorundayız. Radikal
eğitim programları uygulanmadıgı, bunu sinema, TV gibi sektörel egitim olarak ele alıp üniversite
ve hatta lise döneminden itibaren eğitime dahil etmediğimiz sürece mezun arkadaşlarımız kendilerine
bir şeyler katıp o eğitim zamanlarını iyi değerlendirmemişlerse malesef olduğumuz yerde onlarca
yıl saymak zorundayız. Piyasada yetişmiş ve işinin ehli insanların sayısı çok az. Bu kisilerle senede 2
adet sinema filmi çıkmaz bu memleketten. Artık uzmanlık eksiğimizi farkedip buna göre eğitimimizi
şekillendirme zamanı gelmiştir. Avrupa’daki stüdyolardaki çalısma tarzı gayet oturmus ve tıkır tıkır işlemektedir. Bizdeki bir film stüdyosu veya post-prodüksiyon stüdyosunun ticari kaygılarından dolayı bu türde hiyerarşi kurmak, insan sayısı, mekan ve maliyet olarak fazla olduğundan, genelde bu stüdyolar reklam sektörünün ihtiyaçlarını kaldırabilecek kapasitedeki kişi ve ekipmanlarını sinema filmine koşturuyorlar. İşte çıkan sonuçlar az çok ortadadır. En büyük eksiğimiz, ki bu zamanla giderilecektir, alanında uzman kişilerden olusmus departmanların basını koşturdugu post-prodüksiyon stüdyolarında, her süreci ile profesyonel stüdyoların yapım ve üretim stratejilerini takip eden stüdyolar kurulmamış olmasıdır. Bu konuda destek
zamanla artacak, çıkan işlerin kalitesi arttıkça stüdyolar cesaretlenecek ve bu ekibin gerekliliğini
kavrayacaklardır. Bu noktada sektöre giriş yapmaya hazırlanan yeni nesile çok iş düşmektedir.

  • Sizce Türkiye’de diğer ülkeler de olduğu gibi 3D sektörü için yetişmiş, iyi derecede işler yapabilen insanların sayısının çoğalması için yeterli zemin mevcut mu? Bu konuda bizim diğer ülkelerden eksiğimiz neler?

Üniversite çağındaki öğrencilerimizin %99.6 sı görsel efekt üzerine eğitim almadığı için üniversite eğitimlerini sürdürürken bir yandan da 3D ile ilgili istedigi uzmanlık alanında veya compositing ile
ilgili istediği alanda kendini geliştirmelidir. Şu an için İstanbul başta olmak üzere diğer şehirlerimizdeki
stüdyolardan çıkan işlerin kalitesi tamamen insan gücüne ve yeteneğine bağlıdır. Bu insanların sayısı artmadığı sürece sürekli olarak o şirketten diğerine insanlar transfer olmaya ve çıkan işlerin kalitesi sabitlenmeye devam edecektir. Malesef ülkemizde geçim sıkıntısı adını verdiğimiz ekonomik mirasımız
siz gençlere kaldığı için üniversiteyi bitirdiğinizde bunu bir meslek olarak atfetmeniz için gerekli
koşulları sağlayıp sağlayamayacağınızı, bu sektörde tutunup tutunamayacağınızı düşünmek zorunda bırakılmış bir ülkede yaşıyoruz. Durum şu ki, sadece Türkiye değil, diğer ülkelere de üretim gerçekleştirecek kapasite ve altyapının gerektiğinde oluşturulmamasının tek sebebi, bunu gerçekleştirebilecek yetişmiş insan olmamasıdır. Arz ve talep her zaman birbirini dengeler. Siz bu noktada bu isi yapmaya ve uzmanlık alanınızda en iyilerden olmaya kafayı taktığınızda emin olun ki, o noktada bilginizin değerini alabileceğiniz
sektör ve bu sektöre hizmet veren kuruluş sayısı tahmin ettiğinizden fazlasıdır. Tek tavsiyem, üniversite
eğitiminize bel bağlamayın. Grafik tasarım mezunu veya herhangi bir bölümden mezun olmanız sektördeki yerinizi garanti etmez. Çalışmalarınıza yön verecek doğru zamanlamayı yapın ve uzmanlaşın. Bir yandan sürekli iletişim halinde olacağınız sinema ve TV sektöründe ne tür işler yapıldığını takip edip o ihtiyaçları karşılayabilecek yazılım grubunda uzmanlaşın.

  • Yaptığınız işler arasında sizi en çok heyecanlandıran ve hoşunuza giden iş hangisi?

Genellikle müziğini ve ses efektlerini benim kurguladığım işler daha çok hoşuma gidiyor. Çünkü yapım sırasında hangi duygunun hangi grafik ile destekleneceğine karar verirken ipler benim elimde oluyor ve bir araya geldiğinde uyum sağlamasına dikkat ettiğim daha özenli işler çıkabiliyor karşıma. Şu ana kadar beni en çok heyecanlandıran iş su diyebilmek için 300’e yakın reklam filmi, 2 sinema fimi ve 50’den fazla TV jeneriği
içinde seçim yapmam gerekiyor ve bu da imkansız. Hepsi benim çocuğum :)

  • Görsel efekt konusunda ilham aldığınız, kendinize yakın hissettiğiniz sanatçılar kimler?

Görsel efekt konusunda çalışma ve uygulama tarzı farklı bir çok sanatçının işlerine rastlayıp, bulduğu çözümlerden dolayı kendilerini takdir ediyor ve sürekli iletişimde olmaya özen gösteriyorum. Ama
özellikle şudur diyebileceğim insanlar yok. Avrupa ve Amerika’da 100’e yakın kişi var bu konuda ça-
lıştığını bildiğim.

  • İzlediğiniz filmler arasında görsel efekt yönünden hangi filmleri daha çok beğeniyorsunuz?

Transformers, King Kong, Hulk, Yüzüklerin Efendisi filmleri en çok hatırımda kalan ve 100 defa sey-
retsem sıkılmayacağım filmler… -

  • İleriki yıllarda gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeler var mı?

Okul açmayı istiyorum. Artık kurs mu olur, atölye mi olur, yoksa bidiğiniz akademik eğitim veren
bir merkez mi olur, onu kestiremiyorum.

  • Türkiye’de 3D sektörüne gözle görülür bir ilgi var ve bu ilgi gittikçe artıyor gibi görünüyor. Siz bu ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben bunu yaklaşık 10 yıldır değerlendire değerlendire bir hal oldum zaten. Sırf bu yüzden 3-4 senelik periyodlarla bu sene 3. sünü tekrarladığım Anadolu Turnesi başlıgı altında 15 adet güzel, nadide Anadolu şehrimiz ve o şehirlerde bulunan üniversiteleri ziyaret ettim. Aynı şu anda bu röportajda olduğu gibi oradaki öğrencilerle de sektörün ihtiyaçlarını ve bu ihtiyacı karşılayabilecek tek kesimin genç nesil oldugunu defalarca anlattım. Amaç burada sektörün eksiklerini dile getirmekse ben o eksikleri kapatabilecek güruhu harekete geçirecek tohumları attım bile. Istanbul’da bu işe hevesli veya bu işi amatör olarak takip eden 500 kişi var ise,  Anadolu üniversitelerinden mezun olacak ve bu konuda İstanbul’a gelmeyi düşünen kişilerin sayısı 5000 diyebilirim. Diğer amatör arkadaşlarının yanlarında yerlerini almasınlar ve aynı vakit kaybını yaşamasınlar diye şimdiden neler yapmaları gerektigini, nereden başlamaları ve nasıl yetişebileceklerini anlatma fırsatı buldugum bu seminerler vasıtası ile en azından bilgisayarın başına geçip birkaç programda eğlenceli şeyleri yapabilmek ile uzman olabilmek arasındaki farkı anlamış durumdalar. 3D sektörüne dünyanın her yerinde büyük bir ilgi var. Grafik tasarımın en popüler kültürü haline gelen 3D sayesinde artık bu üretim alanına hitap edecek onlarca sektör ve bu sektörler içerisinde kariyer sahibi olunabilecek yüzlerce pozisyon var. İstanbul’da ve diğer büyük şehirlerde oluşan ilgi biraz kuru kalabalık gibi geliyor. Çünkü sektörden habersiz, hazırlıksız ve düzensiz geliştirilen bilgi birikimi ile her programdan %10 seviyesinde anlayacak kadar ileri gidilebildiğini gözlemliyorum. Daha compositing denilen ve bu sektörde olmazsa olmazlardan olan bu kültür hakkında kimsenin fikri bile yok. Halbuki tek ihtiyaç 3D değil.

Ondan daha fazla compositing sanatçısına ve bu konuda uzmanlasmış operatörlere ihtiyaç var. Dışarıdan bakıldığında işin en şaşaalı, en zevkli kısmı, herkesin yapabilecegi kolaylıkta render’lar almak, hazır pluginlerle ateş yapmak, su yapmak, onları render edip video yapmak gibi göründüğü için insanlar bu popüleriteye kapıldılar ve zamanlarını bunlarla kaybettiler. Şimdi Türkiye’de ve dünyada bu konuda çalısmalar yapıp para kazanmak isteyen insanların bu “kurcaladıkları ve eglendikleri” teknik ve alet edavatların aslında toplamda bir uzmanlık etmediğini ve bir sinema filminde görsel efek içeren tek bir planı bile bir araya getirmeye yetmediğini farketmişler ya da edeceklerdir. Görsel efekt, alt kategorileri
içerisinde onlarca farklı uzmanlık gerektiren iki büyük ana başlık altında toplanmış (3D ve Compositing). Lakin memleketimiz, birisinden az buçuk, diğeri konusunda da hiçbir fikri olmayan bir nesil yetiştirmeye çalışmaktadır. En azından benim 12 yıllık piyasa tecrübem ve üniversitelerde verdiğim seminer ve workshop’larda gözlemlediğim budur. Ben bunu yıkmak ve sağlıklı adımlarla dikkat dağıtmadan, herkesin kendi tarzına, kisiliğine ve yeteneğine uygun aracı seçerek o konuda uzmanlaşması gerektiği konusunda bu sene toplamda yaklaşık 5000 üniversite öğrencisini uyarma şansı yakaladım.  Umut ediyorum ki, onlar
mezun olduklarında ne yapacaklarını bilen, neyi nereden takip edeceğini, mesleklerinin gerekliliklerini nasıl yerine getirebileceklerini bilen bireyler olarak Istanbul’a veya büyük şehirlere gelirler ve bu bilgi çöplüğü içerisinde yerlerini muhafaza ederler.

  • Son olarak sinema ve 3D sektöründe yer almak isteyen arkadaşlarımıza neler söylemek istersiniz?

Üniversiteye hazırlanırken bile dershaneler öğrencilerin öğrenme şekillerini anlamaya çalışır ve ona göre kişisel bir eğitim modeli uygularlar. Bu noktada bu işlerin yapılabilmesi için gerekli yazılımların isimleri çok bellidir. Bu yazılımların artık internet üzerinde sayısız Ingilizce kaynağı, kimilerinin Türkçe video dersleri ve bazılarının da 5-6 tane Türkçe eğitim kitabı vardır. Bu noktada öğrenme grafiğinin başlarda düşük olduğunu unutmayıp genç arkadaşlara yılmamalarını ve sabırlı olmalarını tavsiye ediyorum. Kimi arkadaslar PDF okumayı sevmez, gözü ağrır, kimisi video dersten birşey anlamaz, illa birisinin anlatması lazımdır, kimisi de kitapları okurken not alarak ve onu uygulayarak çözmeyi kendi sistemi olarak belirlemiştir. Çalısırken en doğru yolun hangisi olduğunu keşfedip, “Ben ögrenemiyorum, kafam basmıyor” demek yerine, hangi şekilde algıladığını keşfetmesi gerekmektedir. Bu noktada kimisine göre ilk birkaç gün veya ilk birkaç hafta, okuduklarınızdan veya yaptıklarınızdan bir şey anlamamanız, bu işin size uygun olmadığını sanmanız gayet normaldir. Tarzınızı ve duygularınızı ifade edebileceğiniz seviyeye gelmeden böyle bir yanılsamaya düşüp öğrenmeyi bırakmayın. Zaman içerisinde ifade şekliniz, tarzınız ve kişiliginiz ile bir bağ kuracak, anlatmak istediklerinizi dile getirebilecek yeni bir yol keşfedeceksiniz. Dahası bunu para kazanıp kısa yoldan köşeyi dönebileceğiniz teknolojik bir fırsat olarak değil, yaratmaktan ve üretmekten mutlu olduğunuz için yaptığınızda ilerleyebileceğiniz bir sanat olarak düşünün. Herkesin çizim yeteneği yoktur ama herkesin söyleyeceği, çizebileceği 2-3 cümle bir şey vardır. Siz elinizdeki silahın değerini bilir ve onu nasıl kullanmak gerektiğini doğru planlarsanız sizi yarı yolda bırakmaz ve sektörün insana olan ihtiyacını karşılayabilecek sağlıklı bireyler olarak sektöre dahil olursunuz. Benim niyetim ve umudum sektöre kalifiye insan ihtiyacını karşılayacak kişilerin bizlerden başkası olmadığını anlatmaktır. Bu noktada mızmızlanıp “Neden Türkiye’de 3D animasyon filmi yapılmıyor?” demek yerine yapmanız gereken, adım adım sabırlı bir şekilde gidip o seviyede işler çıkarabilecek bir güruhun parçası olmak için çalışmanızdır.

  • Bizlere zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz. Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

-Tesekkür ederim.

Yazar Hakkında:

Şehriderya'e 177 yazıyla katkıda bulunan Hakan Nural.

1990 İstanbul doğumluyum. Freelance grafik-tasarım işleri yapmaktayım. hakannural@gmail'den bana ulaşabilirsiniz.